Ana içeriğe atla

Yayınlar

gelecekteki kendime

zaman her şeyi yaşlandırıyor, değiştiriyor, güzelleştiriyor. e tabi sende epey değişmişsin, çok büyümüşsün. gözlerin, yanakların, dudakların ne çok şey anlatıyor. yıllar sana ne çok şey katmış. ne çok şey öğrenmişsin zamandan. okulunu bitirmişsin. demek hayatında stres yapacağın bir şeyi azalttın. ama şuan anlıyorsun ki aslında hayatındaki en ufak bir pürüz bile değil bu okul. hayat denen bu uzun yolda bir tümsek bile olamayacak kadar küçük. şuan bu yaşında üzüldüğün şeylere bakıyorsun da ne çok değmeyecek şeylere üzülmüşsün. şuan ne olduğunu bile hatırlamadığın şeyler için saatlerce ağlamışsın. bakıyorumda kendime ne çok yazık etmişsin. mükemmeliyetçiliğinin vermiş olduğu huysuzluk peşini hala bırakmamış. hala çok çalışıyorsun. hep en iyisi olmak zorundasın değil mi? hayır, değilsin. ama hala kendini inandıramamışsın. yerlere göklere sığmayan hayallerin ne alemde? kendini bile inandıramadığın, kurmaya bile korktuğun hayallerin. Kudüs'e gittin mi mesela? oradaki çocukların b
Son yayınlar

bir garip insan

İnsan olmak bazen zorlanmayı, zırıl zırıl ağlamayı, bazen güçlü durmayı, yalnız kalmayı, kalabalıklarda kaybolmayı, bazen gülmeyi, düşmeyi, düştüğün yerden kalkmayı, bazen tutunacak dal bulamayıp olduğun yerde çırpınmayı, bazen de etrafındakilerle ayağa kalkmayı gerektiriyor. İki nokta arasına birbirinden benzersiz duygular sığdırmayı, hep bir öncekini unutmayı, yeniden başlamayı, bazense bir noktada takılı kalmayı gerektirebiliyor. Zaman bizi başlangıç noktasından uzaklaştırıp bitiş noktasına yaklaştırıyor her defasında. Uzaklaştıkça sona yaklaştığını hissediyorsun.  Eskisi gibi olmayacağını biliyorsun hiçbir şeyin. İnsansın ve çok güçlüyüm sanıyorsun. Bazen dünyaya meydan okuyacak gücüm var sanıyorsun bazense rüzgar esintisine yığılıp kalıyorsun yere. Başlangıç ve son denen iki nokta arasında hiçbir durak olmadığını biliyorsun. Belki de zamanla öğreniyorsun. Bazen her şeyi çok iyi yapmak zorundaymış gibi hissediyorsun. Hep güçlü kalmak, dik durmak zorundaymış gibi. Bazense her şe

Bindik bir alamete!

Holaa amigas !  Yazdığım yazılara güzel yorumlar aldığım gibi ''içimizi kararttın yahu!'' diyenler de olmuyor değildi. Bende hep içimin karanlık kısmını yansıtmamak adına biraz değişiklik olsun istedim. B u yaz yapmak istediğim, aklımda olan birkaç şeyi sıraladım. Belki de yapmayacağımı bile bile kendime oynadığım küçük bir kandırmaca oyunumdur bu, bilemedim.   Eveeet muhteşem bir final haftamın ardından hız kesmeden kendimi müthiş misafir ağırlamalı bayram tatilinde buldum.  Bütün hengame bitip kendimle baş başa kalınca 'ben boş zamanlarımda ne yapıyordum?' sorusunun her yaz olduğu gibi beynime dank etmesiyle kendimi bir boşluğun içinde bularak boş duvar izlemeli aktivitemi tekrar hayata geçirdim. -Hayırlı olsundu çünkü böyle zamanlarda çok tehlikeliyimdi- Baktım olmuyor bu boşluk zehri zihnimi daha fazla sarmadan hanimiş benim final zamanı beynimi kurcalayıp ahh boş olsamda yapsam dediğim şeyler diyerek her birini kağıda döktüm. Şimdi sizlere kafamda kuyrukl

bitsin bu delilik

Sizde kendinize gülüyor musunuz?   Ben çok gülerim mesela hemde en çok kendime gülerim. Ama şimdilerde bir kalbim olduğunu unutup hunharca savurduğum duygularımı toplamaya çalışıyorum.  'Sen neleri atlatamadın bunu mu atlatacaksın be Ayşenur' mottosuyla çıktığım şu yola sendeleyerek atıyorum adımlarımı. Düşündüğüm yanlarım ağrıyor. İçimde avaz avaz bağıran sesleri kısmaya çalıştıkça hoparlörün bozuk düğmesi sesi daha da yükseltiyor. Böyle şey olsa mesela istemediğimiz şeyleri bir kerede kafamızdan atabilsek. Olmuyor mu? Hiç mi? Peki. Bir kağıt bile en fazla 8 kez katlanabilirken nasıl olurda kendime katlanıyorum diye düşünmüyor değilim bazen. İçimde sevgi adına biriktirdiğim ne varsa  nefrete dönüştüğünü hissedebiliyorum. İnandığım şeyler üzerine inancımı yitiriyorum. K afamda kurduğum ütopyamda gerçeklik yıkıyor algımı.  Aklıma geldikçe beynimi söküp atmak istediğim düşüncelere kapılıyorum çoğu zaman. Kendime ne çok haksızlık ediyorum bir bilseniz. Herkese karşı olan me

bir Ayşenur meselesi

bir gün ansızın gideceğim biliyorum.  kimseye bir hoşçakal bile demeden hemde. yıllar sonra kimsenin beni hatırlamayacağının da farkındayım.  bir gün hepinizle son defa konuşacağım. son defa yüzünüze bakacağım. bir gün  ismimi ağzınızdan son kez duyacağım . son kez sinirleneceksiniz bana, son kez güleceksiniz. bir gün son kez telefonda konuşacağız, son kez  mesaj atacaksınız  bana . ve en acısı ne biliyor musunuz? hiçbir zaman o anın son olduğunu bilmeyeceğiz.  sizi ne kadar üzsem de, kırsam da arkamdan iyi kızdı diyeceksiniz belki.  unutacağım hepinizi, unutacağız birbirimizi. şimdi aklınıza gelsem aklınızın en şenlik odasında ağırlanacakken o zaman  yüzünüzde   acı bir burukluk bırakacağım. aklınıza her geldiğimde yaşadıklarımıza gülmeyi yasak sayacaksınız kendinize. üzülmemek için beni aklınıza bile getirmeyeceksiniz. vay ki gençtim ölümle paslanmış buldum sesimi. bir gün güneş benim için doğmayacak. bir gün sofra bir kişilik eksik kurulacak. sanki bu dünyaya  hiç  

mevsim sonu

kendi değişikliğime ayak uyduramayan bir insanım. kendimi anlamayı beklemiyorum - şu ana kadar olmadı bundan sonrasını da beklemiyorum- ama biraz kendimle anlaşmayı isterdim. insanın her günü bir olmuyor, yahut her mevsiminde güneş açmıyor. mesela ben kasvetli havalar yaşarken güneşin açacağına inandıramıyorum kendimi.  şimdi geriye dönüp ilk günüme bakınca bu mevsimin böyle biteceğini hiç düşünememiştim diyorum. her mevsime alışıp sonuna gelemiyorum. eskiler benim için güzel anılar olarak kalıyor o anların bitmesini hiç istemesemde. güzel insanlar biriktiriyorum, ön yargılarım eriyerek ayaklarımın altında kalıyor. içime sığdıramıyorum tanıdığım  insanları. yaptıkları her iyilik unutulmaz bir borç olarak kalıyor üzerime. bu mevsimde yerler buz tutsa da ayakta kalmayı başarıyorum. her düştüğümde yanımda hep sevdiklerim oluyor. her mevsim ağladığım günler oluyor bazen, güneşi her gördüğümde yorganı kafama kadar çekip sanki hiç yokmuşum gibi davranmak istiyorum kendime. kendi kendimin

çare'sizlik

bir gölge geçti yanımdan kızarmış yüzü kaldırımlara dönük rüzgarı yoluna katarak geçti bu şehirden bugün güneş kavgayla doğdu kavgası karanlığadır dedim - değilmiş- di'li geçmiş zamanda buldum kendimi arkamı dönüp baktığımda  her şey tek kare fotoğrafa sığıyordu birkaç satır not alıyordum buğulu gözlerle 'bugün, kazınsın aklına' diyordum  kapının eşiğindeki çıkmaz sesimle yine yakınıyorum zamandan bir har ki beynimde ha unuttun, ha unutursun gitsen yahut hep kalsan değişmez bir iz ki aklında hatıran eskise de silinmez    açılmıyor sonsuz kapılar size ummayın bir kurşunla ölmeyi her gün yeniden ölürsünüz belki de yaşamak denir buna her dilde

h'içli geçmiş zaman

hatırlanmak kalbinde yer etmek yahut hatırlanmak her şeyinle bir şeyler canlanıyor beynimde burnumda yanık geçmişin kokusu sanki arkamı dönsem elini uzatacak hatıralarım peşimde yavaşlıyorum ağır ağır işliyor hareketlerim fakat düşüncelerim  hiç olmadığı kadar hızlı akıyor beynimde ayaklarım çamura basıyor geçtiğim yerde iz bırakıyorum anlamak  hiç bu kadar zor olmamıştı diyorum kendi kendime dudaklarımdan birkaç kelime dökülüyor anlaşılması zor cümleler kuruyorum ilerdeki son yokuşu da çıksam  gerisi düzlükmüş gibi bir iniş çıkışta buluyorum kendimi buz tutan ellerim ateşte yanıyor yanık ellerle tutuyorum gülleri fakat ben artık solan güller istemiyorum tekrar sadece kendimi dinliyorum bu uğultuda ve sadece kendim duyabileceğim bir seste yazıyorum duvarlara  . .

bir hal var bende

*içimdeki kahramanı arıyorum *  isimsiz bir sokakta kim olduğumu bilmeden yürürken buluyorum kendimi. adım yok, yüzüm bir karartıdan ibaret. sesim bir şarkının melodisini hatırlatıyor bana. adımlarım yeni yürümeye başlayan bir bebeğin adımları adeta. birini görüyorum, kayboluyor. koşacağım, ayaklarımdan başlayan bir sızı sarıyor bedenimi. yokluk hiç bu kadar anlamlı olmamıştı. yolunu kaybetmiş biriydim belkide, belkide yolunu arayan biri. farklı şeyler. topladığım tüm gücümle adım atıyorum. sonra bir adım daha, bir adım, sonra yine.. olacak, yürümeye başlıyorum. yürüdüğüm yolda ayak izleri görüyorum. buradan birileri geçmiş. demek aynı yolları yürüyenler, aynı yolları arayanlar olmuş. ayak izleri ayrılıyor, demek kimi aradığını bulmuş kimi kaybolmuş.  fakat hiç ayak basılmamış bir yol seçiyorum.    Farklı değilim, ama sizin gibi de olmayacağım. yoluma çıkan ilk engelde düşüyorum. ellerimle dizimi tuttuğumda elime kan geliyor. tuttuğum yer kan oluyor.  karanlık, a

geride kalanlar

Trabzon'u bilirsiniz, burada her şey aynı. Trabzon'a geldim fakat bu sefer farklı. Ötekilere benzemiyor. İnsanlara ayrı bakıyorum, farklı bir pencereden görüyorum.  Baktığım yerleri sadece manzara olarak görmüyorum, anılarla yaşıyorum. Konuştuğum insanlarla sadece beni tanısınlar diye konuşmuyorum. Bu diğer gezmelere benzemiyor, kendimi buluyorum. Cenazede yaşadıklarımı yaşıyorum burada. Gittiğim yerlere gidiyorum , aynı yerleri, aynı odaları, aynı çatıları geziyorum, aynı insanlara tanıtıyorum kendimi hiç tanışmamış gibi. İnsanlar onlardan bahsediyorlar hiç ölmemişler gibi. O gün hiç yaşanmamış,sanki dedemi arasam telefonun ucunda 'alo' diyen o olacakmış gibi. Bu sefer farklı.  Köye gelir gelmez mezarlıktan sonra balkona çıkıyorum, o gün elimizde matkapla ismimizi kazıyıp tarih attığımız evin tahtalarına bakıyorum. Her şey bıraktığımız gibi. Yıllar geçti hala aynı acının izlerini taşıyor. Göz yaşları hala üzerinde. Neredeyse 100 yıldan fazladır ayakta o